DAMARA DEVAM

İŞTE SÜPER ŞİİRLER

Öyle bir yerdeyim ki...
Neye hasret kaldığımı unutuyorum bazen...



Neye canım sıkılmıştı? ..

Neye kızmıştım? ..

Uyuyor muydum? ..
Uyanmış mıydım? ..
Bu pantolonu dün de giymemiş miydim? ..
Bilmem...
Belki...
Garip bir duyguya tutsak olmuş durumdayım...
Bu benim en sevda halim...
Bu benim sensiz halim...
Bu benim adam halim...
Olur böyle... Olur...
Defalarca kalem demek gibi...
Ya da başka bir kelimeyi ardı ardına sıralamak gibi...
Anlamını yitirir ya bir süre sonra...
Ağzında gevelediğinin ne olduğunu unutur, şuursuz hissedersin ya kendini...



***
Gülerken yakaladığımda kendimi...
Kaçıyorum hemen...
Ayıp sayıyorum...
İhanet belliyorum...
Susuyorum...
Artık türküleri hissetmiyorum...
Söylemiyorum...
Cılız bir ıslık sadece ki, onu ben bile duymuyorum...
Kimsenin de duyması gerekmiyor zahir...
Biri beni anlasın istemiyorum...
Biri halimi hissetse tedirgin oluyorum...
Hep kaçıyorum...
Öfkeleniyorum... Aptallaşıyorum... Susuyorum...
Öfkemle, aptallığımla, susarak kaçıyorum...
Bir şey anlatmıyorum...
Hiç kimse, kimsenin acısıyla ilgilenmiyor aslında...
İlgilenirmiş gibi yapıyor, bunu anladım...
Karşıdakinin anlatacakları bir an evvel bitsin de sıra gelsin diye hee hee diyor, sıkça başını sallıyor...
Dinlemiyoruz, duyuyoruz...
Otobüs sesi, yağmur sesi, çamaşır makinesi sesi gibi...
Kulağımızı dolduruyoruz... Hissetmiyoruz...
Bitiyor...
Biz anlatıyoruz, sahtekarlık devam ediyor...
He hee diyen, başını sallayan yer değiştiriyor...
Kime ne anlatmalı? ..
Susmalı...
Acıyı örtmeli...
Kimsenin üstüne salmıyorum acımı...
Kim benden daha çok acır ki? ..
Sana anlatamadıktan sonra...
Sana diyemedikten sonra sevdamı...
Neye yarar? ..
Neye yarar şuna, buna anlatmak? ..
He? ..



***
Bitecek diyorum bitecek...
Bu sessiz çığlıklar dinecek..
Örtülü perdeler açılacak bir bir...
Hepsi bitecek...
Sokaklara çıkacağım yine...
Uzaklara gideceğim biraz...
Ama terk etmeyeceğim bu kenti...
Köprüden önce son çıkış tabelasına yine gülümseyerek bakacağım...
Sana gidiyor diye... Sana gelemiyorum diye...
Kır kahvelerinde oturup tavla oynayacağım...
Çayımı yarım bırakmayacağım...
Mavi çocukları göreceğim...
Bir kadınlık sağ yanımı doldurmayacağım hissizlikle...
Dostlarıma koşacağım...
Randevularıma yine geç kalacağım...
Bugün yaşıyorum...
Yarın da yaşarsam daha güzel olacak...
Kendime kızmayacağım artık...
Vazgeçtim...
Sen gül diye ben soytarılık yapmayacağım...
İçinden git dediğini duymazlıktan gelmeyeceğim...
Bana aldığın kitaplara her dokunduğumda donmayacağım...
Ki bu kış o kitapları yakacağım...
Yasak olduğundan değil, beni üşüttüğünden...
Hiçbir kitabımı yakmadım ben, yasak da olsa...
Kitaplar yasaklanır, ama fikirler asla...
Ben seni yasaklayacağım kendime, sen bilmeyeceksin...
Susacaksın yine...
Eminim hiç aklına düşmeyeceğim bir an bile...
Olsun...
Yıllar geçecek...
Ben senden geçeceğim... Bu ateş geçecek...
Ben nerde olacağım o zaman? ..
Sen hangi güzel dünya ülkesinde yaşayacaksın kim bilir...
Biliyorum, durmayacaksın burada...
Gideceksin...
Git tabii...
Git...
Ne olur benim için...
Git...




***
Yorgunum...
Bitiğim...
Şimdi uyumalıyım...
Garip bir duyguya tutsak olmuş durumdayım...
Bu benim en sevda halim...
Bu benim sensiz halim...
Bu benim adam halim...
Olur böyle... Olur...
Defalarca kalem demek gibi...
Ya da başka bir kelimeyi ardı ardına sıralamak gibi...
Anlamını yitirir ya bir süre sonra...
Ağzında gevelediğinin ne olduğunu unutur, şuursuz hissedersin ya kendini...





Bu benim en sevda halim...
Bu benim sensiz halim...
Bu benim adam halim...
Bu benim uykudan önceki halim...
Uyudum...
Uyanacağım...

Bağlantı

8/7/2007 - Dediğin gibi sevgili...

Çok az ve usulca konuşulurdu.
Çünkü sessizlik vardı ve ve bu sessizlikte en küçük sesler bile çabucak yayılırdı hİyilikten, saflıktan ulaşamadım kendime burada… Burası durmadan hızlanan bir kent. Burada sonsuz arzu çarpışır. Sonsuz acı… Sonsuz hırs…
En başlarda ne istedim tam bilmiyorum. Ama öyle açık ve duruydu ki gördüğüm herşey, nereye ve kime baksam beni kendisine inandırıyordu. Henüz içimde bir başkası yoktu. İçimde benden ayrı, bana karşı bir ses yoktu. Gidemediğim yerleri mutlu özlerdim, çünkü gitmesem bile bilirdim ki oraları da benden bir parçaydı.
eryere. Sessizlik kutsaldı, çünkü bütün sesleri o saklardı koynunda.
Evlerin önünde küçük bahçeler vardı. Geceleri ışıl ışıl yanan küçük düş ağaçları vardı. Herşey bizim için yaratılmıştı sanki, göründüğü gibi olan ruhumuza göre. Geceler gündüzlere usulca sokulurdu. Yavaştı herşey. Çok yavaş…
Kutsal ve sonsuz bir aynaydı gökyüzü. Kendisine içtenlikle ve sabırla bakanların ismini sayıklardı…
O zaman da vardı kötülük ve şiddet… O zaman da vardı yalan ve sevgisizlik… Ama yavaş dönerdi dünya. Garip, kutsal bir sessizlik vardı heryerde. Utanırdı kötüler yaptıklarından. Pişmanlık duyulurdu her yalandan sonra. Sanki mecbur kalındığı için sevgisizdi insanlar.
Top oynardık mezarlıklarda. Ölüler dünyanın en sevecen insanlarıydılar. Hayatı onlar sevdirirdi bize. Aynı güneşin altına uzanırdık birlikte.
O zaman bir tek kalbim vardı benim. Gözlerim bana aitti nereye gitsem. İçimde kendi sesimden başka hiçbir ses yoktu.
Hayatın o dinmeyen ağrısıyla hatırlardım kendimi. Susar dinlerdim. O ağrıyı incitmemeye çalışırdım. Kaçmazdım ondan. Bilirdim ki istesem de kaçamam ondan. Güneşin doğuşu ya da batışına nasıl saygı duyuyorsam ona da öyle derin bir saygı duyardım…
Toprak, içimde sakladığım halde ulaşamadığım sevgiliydi… Kendimle değil, toprağın sırrıyla yarışırdım. Kendimden değil, toprağın sırrından ürkerdim… Bu ürküntüyle barışmak için sık sık toprağa yüz sürerdim. Koklardım onu. Çıplak bir hazla yürürdüm üzerinde. Kalbimin üzerinde yürür gibi…
Sonra sular geliyor aklıma. Aktıkça yüzün gibi aydınlanan sular. İlk orada hatırlıyorum seni. İçimde henüz başka bir ses yokken. Kalbim ve gözlerim sadece bana aitken…
O suların peşinde, hayatımın peşinde, yüzünün peşinde…
İlk orada akıp giden sularda seninle kendimi gördüm. En çok sende sevdim kendimi. Akıp giden sularda. İlk kez sende gördüm özlemlerimi… Akıp giden kalbimi… O parçalanmış ve sadece sana ait benliğimi ilk kez sende gördüm…
O yavaşça dönen dünyayı, bütün sesleri içinde saklayan o kutsal sessizliği… Kendisine sabırla ve içtenlikle bakanın adını sayıklayan o sonsuz gökyüzünü… Gökyüzünün el verdiği o küçük düş bahçelerini…
Toprakla sular arasındaydı kalbim. Bu yakınlıkta ne varsa, bu sır nereye varacaksa görmek isterdim. Çünkü öyle inanırdım ki kendime, nereye baksam seni görürdüm. Toprakla sular arasında giderek aydınlanan yüzünü.
Dalgaların aydınlığı vururdu terkedilmiş evlere. Bir kapı açılır, içeri üşümüş bir ışık girerdi. Dışarıda bir sonsuzluk kimsesiz yanardı. Bir ceset vururdu sahile, ömrüm olurdu yorgun ve ıslak saçları… Sen olurdun yüzünü saklayan herkes… Sonra… Sonra biterdi toprak… Akmaz olurdu sular. Kirlenirdi o kutsal sessizlik… Düş ağaçları kesilirdi… Seni bekleyecek yer bırakmazlardı bana… Sürüklerdi beni peşinden hızlanan dünya, bu durmadan hızlanan kent… Sürüklerdi beni kalbimden ayrılan ikinci kalp, sürüklerdi beni gözümden ayrılan ikinci göz… Ruhumdan ayrılan öbür ruh, sürüklerdi beni…
Artık bu kent o kent değil, bu kalp o kalp değil, bu gözler o gözler değil… Seni sevdiğine inandığım o insan bu insan değil…
Burada gidilecek hiçbir yer yok. İnsan en fazla o öbür, o yalancı kalbine çarpıyor… Burada insan en fazla o sahte gözünü hissediyor içi acıyarak… Ne kadar sevse de dünyanın bütün sevgisizliğini üzerine alıyor burada insan… Hep başkalarının sahte yasını tutuyor…
Burada her sabah, her akşam insan yeniden, hep yeniden başlıyor hayatına. Sanki hiç yaşanmamış gibi, hiç gidilmemiş gibi, hiç ders alınmamış gibi… Burada insanın yalan yüzü değil, o en derinde sakladığı kalbi kararıyor önce…
Artık burası herhangi bir kent: Kalabalık, doyumsuz, aceleci, konuşkan, acımasız, telaşlı unutkan, intikam dolu ve hep kaybetmiş… Burada sistem, kirletilmiş arzularla içimize, beynimize sızıyor, o “kurtarılmış beyin hücrelerimize”. İşte sevgiyi, yitirdiğimiz ve özlediğimiz aşkımızı, işte en derinde yatan insanlığımızı aradığımız yer burası…
İşte seni aradığım yer burası: Herşey satılık burada, herşey ambalajlı. Sevgi, umut, ütopya, başkaldırı, inanç, ölüm, farklı hayatlar… Herşey, herşey satılık burada.. Burada herşeyin bir fiyatı var… Burası durmadan hızlanan bir kent… Aşk bile burada serbest piyasa kurallarına bağlı… Sahte bir kalple peşinden koştuğum bu dünya seni bana anlatmaz, artık biliyorum…
Burası benim önümden koşan bir kent… Burada ikinci kalbimle, ikinci gözümle, ikinci benliğimle yarışıyorum. Burada kendimle amansız kavgalıyım…
Seni sevdiğim kadar sevmedim bu hayatı, inan… Ne olur bir tek buna inan…
Çünkü sende gökyüzüm var. sende sonsuz yağmurlarım, kutsal sessizliklerim var… Sende o küçük düş ağaçlarım var… Affet bu küçük insanlığımı… Affet peşinden geldiğim bu kenti… Affet o derin doyumsuzluğumu…
Göremedim affet, sen bu kentte denizden çıkan bir cesettin. O yorgun ve ıslak saçları ömrüm olan bir ceset… Affet beni… Gidilecek başka bir yer yokmuş bu kentte… Toprakla akan su arasındaki yüzünden başka… İşte bunu öğrettin bana… O sessiz, o kutsal yüzünle bana bunu öğrettin. Bu kentte aşk olamayacağını… Beni kendine çağırdın. Akşamın o ıstıraplı eşiğine…
Son bir umutla sana sarılıyorum sevgili. Dünya nereye giderse gitsin, bir tek sen kaldın bu kentte, birtek sen kaldın içimdeki iyilik yüzünden utandırmayan beni…
Ben bu dünyadan kaçtım ve gidecek başka yerim yok…
Burası içimi kanatarak hızlanan bir kent…
Bir yanım ölü, bir yanım sen…
Sevgiliysen tanı beni, bil öyleyse…
Dediğin gibi sevgili, daha fazla yabancı ölmek istemiyorum sana…

Bağlantı

29/6/2007 - Kendime İyi Bakarım, Sen Beni Hiç Merak Etme...

alt üsttü bir ayrılık..ilk defa ayrılmıyorum ya..
ben neler atlattım, bunuda atlatırım!
sen merak etme beni, sensizken bile kendime cok iyi bakarım..
hic ağlamam, hic ümitsizlige kapılmam..
sen yoksun diye asla ölmek istemem!
sen beni merak etme, ben sensizkende kendime bakarım

 

.. (Diyebilsem keşke)

 

 

Hedef olup vursan da, Özenli sözlerin oklarıyla.
Süslemedim harfleri, Adını oluşturanların dışında.
Dökmedim yüreğimi, Kimsenin gözlerine.
Ey aşk beni yağmala,
Ateş et arka arkaya aşk,
Beni tara...
Bitsin hiç bir şey umrumda deil, Dağlarım yaralarımı çabuk geçsin,
Öğrenirken hasretinle sevişmeyi, Göz yaşlarım akabilirler özgürce...
İçimde öyle güzelsin ki...

 

BeN KeNDiMe iLK KeZ YaLaN SöYLüYoRuM

Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiçbir şeyimiz yok ortada. Yine de yüreğimden, gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum. Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım, sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum. Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen evlat dudaklarımda. Bir ihtimal gelişine sığındığımı fark ettiysem de, engel olmadım gurursuz ama umutlu ve sabırlı hasretine. Anlık hayaller anlık mutluluklara gebe kalıyor..bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum...imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor. Bir çocuk gibi, isteklerimi bastıramıyorum. Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana hala bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum. Bende olan seni hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini, anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum. İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum..!

Bulutlar yağmurunu toprakla öpüştürebilseydi bugün, bana o verdiğin ama tutmadığın sözünü sahiplenerek, dans edebilirdim ıslaklığıma aldırmadan. Ki aslında ıslanan sadece yüreğim olurdu, bedenim değil...Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı. Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında. Isınabilmek için onlara sarılıyorum. Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye çalışıyorum.

Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı. Belki de görmeyi istemek gerekiyordu. Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini..! Biliyorum levrekler derinlerde ve dalgalı denizlerde yaşar. Levrekler uzak bir düş gibi zor yakalanır. Ama sen becerirsin düşleri yakalamayı, derinlere dalmayı, uzaklara kavuşmayı..Sahi, becerebilir misin..?

Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma. Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş, kafayı bulunca itiraf etti sonunda. Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil. Gelseydin; kendimi unutup sana akacaktım, susturacaktım içindeki isyanı, kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş oluşum gibi, dokunacaktım, kusacaktım birikmişliğimi, hasretimi ama gelmedin, gelmezdin, gelmeye hiç de niyetin yoktu aslında. Kendimi kandırdığımı anladığımda, ağlıyordum...

Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor. Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana. Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda...Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi. Bu bir marifetse eğer, niye benim yanımda değilsin ki...?

Göz yaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana. Gittin..belki de hiç gelmemiştin, ben geldiğini sandım. Ayak uyduramadım yorgunluğuna. Dudaklarına, düşlerindeki öpüşü konduramadım. Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın dokunuşlarında kendini bulan. Ama en çok da imkansızın oldum, hırçınlığın, yirmi yaşın, gecikmişliğin...Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum. İnanamadığın, yenemediğin, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum. Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum. Aşk pazarında harcadığın mevsimler oldum, sessizce boşalan gözyaşların,birikmişliğin oldum. Son ses dinlediğin bir şarkının nakaratı oldum, dilinin ucuna gelip de söyleyemediğin kelimeler, ister istemez yaşadığın talihsizlikler oldum. Yüreğindeki kadın ben olmak isterken, yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum. Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum. Söylesene, ben gerçekte senin neyin oldum...? Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim. Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim..? Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda. Sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk...Kalbime henüz söylemedim gittiğini. Öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum. Seni hala benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum.

Gittin...sevdamın öksüzlüğüne alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi. Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni. Ben alışkınım kendi yaralarımı kendim sarmaya. Asıl acı olan ve kanatan unutulmak aslında. Söylesene, unutulmak kime yakışıyor..? Unutan sen olsan da, sana bile yakışmıyor..Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor. Görüyorsun işte, aşka ve sana ihanet etmiyorum ben, ki kırgınlığım aşka.Sen üstüne alındın...Bir ilkbahar’da, güneş hala daha ısıtırken bedenimi seni çıkarttı karşıma. Sen “bitti” dediğinde yağmur yağıyordu, aşkın canı sıkıldı, seni aldı...
 
 
 
 

Sevgi yüreğimde,sevgi her yerimde
Ne yani birtanem,
Göstermiyecen mi bir daha yüzünü?
Tek suçumun sevmek olduğu hallerden mi yine?
Yine mi sevmenin cezasını çekeceğim?
Yine mi aşkım değer bulmayacak sevdiğimde?
Sevdiğimin sevgilim olmamasından dert mi yanacağım
Bir kez daha sevgime karşılık bulamayacak mıyım?

Hayır deyip bana,gideceksin öylemi
Peki niye?
Sevmekten mi sevilmekten mi korktuğun için?
Anlaşıldı,seni seveni sevemeyecek kadar acizsin
Peki söylesene verdiğin umutlara ne diyeceksin?

Aşk Acısının Gerekleri...

Aşk neden bu kadar acımasız her defasında? Neden sevgi dolu bakışların hakkı hep yalnızlık olarak not düşülüyor sayfalara? Bir nedeni yok biliyorum. Biz istersek aşk acıya dönüşüyor zamanla. Ruhumuzun mazoşist yanı ağır basıyor bazen. Aşk acı çekmektir masalına inandırıyoruz kendimizi. Elimizden gelen ne varsa yapıyoruz. Mutluluk sadeleşiyor. Bitmesi ve bir tarafın gitmesi gerektiğine inanıyoruz. Gidenin ardından bir sürü anlam yüklüyoruz, onun hiç haberi olmadan. Bazen hiç sahip olmadığı şeyler oluyor bunlar. Aslında ondan hiç istemediğimiz, onda olmadığını bildiğimiz ama galip olmak için arsızca istediğimiz birkaç küçük masumiyet. Acıyı daha fazla arttırmak için kurulan hayali beklentiler. Giden sonsuza dek suçlu oluyor. Cezası kalanın içinde müeebbet hapis.

Aşk doldurulmayacak bir boşluk olmuş asırlar boyu içimizde. Yanımızda olmasa bile, dokunamasak bile. Ve hiçbirzaman olmayacağını bilsekte. Tekdüze hayatın içinde, mazoşist yanımızın bir mezesi olması gerekiyor kırık kalpler sofrasında içerken. Çünkü o sofrada herkes silahını çıkarmalıdır bir iki kadeh sonra. Eksik olan bir parçası vardır kimsenin görmesini istemediği. Herkes bir roman kahramanıdır acılı bir aşkın içinde çünkü. Yaşamın önemsiz insanlar kalabalığının içinde, kendine ait acı dolu bir hikayesi olmalıdır mutlaka. Mutlaka başrolde olmalıdır diğerinin hiç haberi olmasa da acı dolu bu romanın içindeki sahte kimliğinden. Ve birşeyler anlatılmalıdır insanlara zaman içinde. Ezip giden kalbin, yaptıklarından hiç haberi olmasada yada aslında hiçbirşey yapmasada haksız duruma düşmesi gerekir.
Çünkü aşk acı çekerek hakedilmelidir. Sahte dünyalar kurulur akıllarda. Bazen sayfalara dökülür acı birikintileri hayali eklemelerle. Resimlerde can bulur cansız tonlarla. Kadehlere sebep olur gün ışığına kadar yaşamdan kaçmak adına başka sebeplere yükleyerek acıları. Acı çekmek asilliktir. Acı olmadan aşk olmaz. Herşey sadeleşir. Aşk bile heyecan vermez artık. Acıya sarılmak gerekir.

Ve birgün biri çıkar. Aşk acısına dair birşeyler yazar. İçindeki mazoşist adamın eline verir birazdan mürekkep yerine kan damlayacak kalemi. Ve o adam yavaşça hiçbirşeyden haberi olmayan bir sevgiliyi, kelimelerin sehpasında asılarak ölüme mahkum eder. Artık acı dolu ruhu rahatlamıştır.. Ardındanda içinden bir parçası kafasına bir kuşun sıkar, yeni bir kahraman bulmak için acı dolu aşk romanının içine..

Acılar yeniden başlar..

 

 

 

 

Garip bir aşk masalıydı bizim aşkımız.Dilden dile gezen masalın iki hayal kahramanıydık biz.
Masallarda sevdalar bizimkisi hep imkansız olurdu ama tüm imkansızlığa rağmen sevdalılar kavuşur herkes kerevetine çıkardı.
Bizim masalımızın sonu pembe masallar gibi bitmedi.Bizim masalımızda imkansız bir sevdaydı ama kavuşamadık…

Bir Türk filmiydi bizim aşkımız.Siyah beyaz filmin esas oğlanı ben esas kızı sendin.
Filmlerde aşklar güzel başlar kötü adamla kararır ama esas oğlanla esas kız mucizevi şekilde kavuşur mutlu son olurdu.
İzleyenlere gözyaşları arasında tebessüm ettiren bir mutlu son.
Bizim filmimiz hep gözyaşı olan Son yaşadı tebessüm ettiremedik edemedik…

Bir ralliydi bizim aşkımız.Aşk pistinde son sürat giden arabanın pilotu sen copilotu ben.
Ralliyi kazananlar şampanya patlatarak kutlarlar zaferlerini.
Biz ise son virajda ayrılık duvarına tosladık şampanyayı patlatıp kutlamalar yapamadık…

Ne pembe bir masal ne mutlu sonlu bir Türk filmi ne de birinciliği kazanılmış bir ralli seninle hiç birini başaramadık.
Hiç bir şey değildik ama her şey de olamadık.
Seninle başardığımız tek bir şey var SEVERKEN AYRILMAK
Bağlantı

29/6/2007 - yaşayan tek yerim, o ölü gözlerim ... bittim işte son nokta bu !!!

 

İçimi kemiren bir duygu var...
Sebebini bilmediğim bir yalnızlık duygusu,sebebini bilmediğim bir huzursuzluk...Önceden sadece geceleri ağlardım,artık gündüzde ağlıyorum.Eskiden sadece kendime kızardım,şimdi herşeye kızıyorum.
Farkında olmasamda büyüyorum.Uzaklara olan özlemimde benimle birlikte.Bir "uzak" sevdasıdır tutturmuşum.Neden,niçin,niye? diye sormadan..
Hayata devam ediyorum.Hiç bir tat,hiçbir lezzet almadan...
Etrafıma bakıyorum,zaman çok çabuk geçmiş.Dünün çocukları artık bugünün gençleri.
Eskiye oranla daha çok insan tanıyorum,ama eskiye oranla daha yalnızım.Demek ki diyorum önemli olan çok değilmiş,önemli olan "ASIL OLAN" mış...
Yoldayım henüz,eve gidiyorum.Kafamı kaldırıp şehre daldığımda bir kalabalık görüyorum.Her zamanki İSTANBUL... Bu kalabalık arasında ben yalnızım.Uzakta çok uzakta beni anlayan birisi var aslında,ama dedim ya çok uzakta... Yıldızlar bu gece küsmüş İstanbul'a.Gökyüzünün o lacivertini örtü yapmışlar kendilerine.Belkide onların içindeki ışıkta sönmüştür.Tıpkı benim gibi..Tıpkı benim ışığım gibi...
Hafızamı yokluyorum.Kimler vardı hayatımda,kimlerdi hiç ayrılmayacağım arkadaşlarım?Kimlerdi unutamadıklarım?Hani neredeler?Hayatımın neresindeler?
Hayallerim, vazgeçilmezlerim...Sizlerdemi terkettiniz beni,sizdemi vazgeçtiniz benden?Yoksa benmi vazgeçtim sizden???
Neredesiniz hayallerim,hayatımın neredesindesiniz?Yada siz varsınızda benmi yokum?Cevap verin bana...
Bir çığlık atıyorum gecenin karanlığında,geri dönmüyor bana.Boşlukta kaybolup yitiyor.
Bir bakış atıyorum şehre,gözlerim aradığını bulamıyor...
 
 
 
 
 
 
 
 
taşıdığım leş gibi bi beden ..    bittim hayat kelepçeleri taktı bilaklerime ..
taşıdığım ölü bi beden ve ölü bi bedende canlı görünen ölü gözler...
bir delinin günlüğünde başka ne olabılırki .. sonlar nasıl biterki ..
hiç mutluğunu sözcüklerinin yazıldığını gördünüz mü peki ?
bir delinin yazdıkları nasıl kokarki ... 
kan kokusu sızar burnunuza ...
bir delinin defterinde siz hasretten hüzünden ayrılıkta .. acıdan başka ne bulursunuz ki ...
bir delinin gözlerinin güldüğünü ne zaman gördünüzki ...   
bir deli ne zaman çığlık çığlığa dünyasını anlattı ki  ....
bir deli ne zaman sevmeyi becerdiki...
hiç bir zaman beceremedi ....
yorgunum ..   suskunum ..  çaresizim .. .
sustuklarım büyüyo içimde ..   haykıramadıklarım parçalıyo içimi ..    sustuklarım hançer olur bir bir parcalıyolar..   paramparca olmus yüreğimi ...   
söyliyemediklerim yaşıyo diline ..     çaresizce ..    çaresiz susuşlarım zehirliyo beni .. 
avuçumda bi bedenin taşıyamıyacagı buyuklukte bi yürek ..  her ne kadar paramparça olsada ...
avucumda haykırışlarım ...   
bir delinin günlüğünde herkesın yadırgadıgı bir insanın yazacaklarından ..   böb bön bakanlara söyliyemediği başka ne olabilir ki ...
bi deli hasreti nasıl tanımlar ki  ...
şimdi ölü bi bedende taşıdığım bir çift ölü göz ...     gülmeyi çoktan unutan .. 
elim kolum bağlı benim ..   ben bi deliyim yapacak hiç bir şeyim yokki ..  ne bu düzene karşı gelebiliyorum ..     
nede kendi düşlerimi anlata biliyorum ...
bi düşüm var sadece rengi siyah ..   
belkide hiç olmıyacak bi düş ...     !
elveda zaman bu sona geldim galiba ...    !



 

siyah düşe gömdüm kanıyan yüreğimi ... ve şimdi yarimin gözlerinde sussma vakti ... !!!
 
 
 
 
 
 
 
Gelirsen pırıl pırıl bakışlarınla gelmelisin ve mutluluğu asmalısın sol omzuna.
Bakışlarına kan dökmemelisin, kinden, nefretten, her tür tuzaktan arınarak çıkmalısın yola.
Hayatı taşıyacak kadar yürekli olmalı küçük parmakların, avuçlarının içiyse her dem ıslak olmalı.

Gelirsen gözlerini getirmelisin, içlerinde bakmaya doyamayacağım umut dolu gözbebeklerini de almalısın yanına.
Yürek titreten gülüşlerini de almalısın yanına ve akmalısın yüreğime daha ilk merhaba demek için hazırlık yaptığım anda.

Ardında bıraktığın sözcüklerin tümünü silerek hafızandan, o öpmeye kıyamadığım dudaklarınla gelmelisin.
Güneşi getirmelisin gelirken, karanlıkların üzerine çullanmalıyız seninle ve içimize gömmeliyiz karanlığı.
Hayatla başa çıkabilecek kadar sert, en küçük kırılmada parçalanacak kadar yumuşak bir yürekle gelmelisin bana gelirsen.

Minicik öykülerinle gelmelisin, bir kedi kadar sessiz, bir kaplan kadar yırtıcı olmalısın yola çıktığın andan itibaren.
Seni dinleme zevkini de getirmelisin bana, dudaklarından dökülen her sözcüğü içmeliyim kana kana.

Fesleğen kokulu saçlarınla gel gelirsen ve içinden topladığın çiçeklerini ver bana.
Yüreğinden sessizce süzülen nehirlerini getir bana, utangaçlıklarını, sokulganlıklarını, çılgınlıklarını da yanına yoldaş yaparak.

Ama neyse sen bana aldırma. Unut yukarıda istediklerimin tümünü.


“Gelirsen Sadece Kendini Getir Bana …”
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İşte bende seni kırıntıların elinde beklerken bulmuştum bir yol kenarında.
Hüzün bulutları sarsa da gözlerini hala sevgi dolu bakmayı başarabiliyordun.
Bağlıydın hayata ; aynı benim sana hayat diye bağlandığım gibi.

Oysa ben ne kalandım, ne de giden. Paylaşabileceğim bir aşk kırıntımda yoktu elimde.
Elinde kalan son kırıntılarını bir yudum suyla paylaşmaya da razıydım.
Senin olduğun yerde nefes alacak bir atmosfer olduğunu biliyordum ,
senin gözlerinin içinde yaşanacak bir hayat olduğunu görüyordum ,
senin görmediğini bile bile…

Sen o tozu dumana katıp gidenin ardında bıraktığı son ayak izlerine kenetlemiştin gözlerini, kim bilir olurda dönerse diye…

Seninle birlikte yol kenarına oturup onu bile beklemeye razıydım.
Güneşine gölge , gecene perde olmaya hazırdım .
Yıldız istiyorsan yıldız toplamaya , ay ışığını yorganın yapmaya razıydım ;

Sense karanlığa aşıktın , olurda gecene ışık gibi doğarsa diye!

Ben yinede sevgimi çiçek diye toplayıp kırlardan, sundum sana demet demet.
İster al vazoya koy yaşatabildiğin kadar yaşat, istersen bırak yanıbaşında kurusun.
Sadece yanında olsun yeter…

Beni sevemeyeceğini , sende kalan kırıntının sadece sana yeteceğini bile bile serdim önüne sevdamı.
Senden ne aşk ne sevgi dilenmiyorum.
Ardımda bıraktığım kalanım olmayacaksın sen; Ama senin ardında kalan bir ben hep olacak…
Ve sen kurumuş aşk kırıntılarınla boğazını parçalarken , ben yudum yudum su vereceğim sana …
sen farkına bile varmayacaksın…
Sevgimin bir damla gözyaşı ile başlayıp dere olduğunu ,
sonra ırmaklara nehirlere dönüştüğünü çağlayanlarla coşup nasıl bir sevgi denizi oluşturduğunu bilmeden serinleyeceksin sularımda…
 
 
 
 
 
 
 
öLüm bir kaç defa çalmıştı kapımı.. Ama.. Beni birşeyler tuttu vermedi teslim etmedi.. Kurtuldum defalarca öLümden.. Lanet ettimm.. Beni öLümden aLıkoyan  her ne ise, her kim isee.. Lanet Ettim... Yine her defasında Yaşama mahkum edildim.. Demir parmaklıklarım üstüme kepenk olmuş koymuyor beni kara toprağa.. Lanet ettim.. Her defasında öLümden kurtuluşuma.. Sanki kedi misali 9 canlıyım... 7sinden kurtuldum... 2 simi kaldı geriye.. eCeL acaba bu son 2 can da kesin alacak mıdır beni..? Bu bilinmez ama... Ben artıkk.. Bütün umutlarımı, bütün hecelerimi, bütün sevinçlerimi... mutluluğa dair yaşama dair ne var ise hepsiniii çoktan kara toprağa gömdüm... Ruhumun özgür oLacağı sevdiklerime kavuşacağım o günü O BÜYÜK GÜNÜ bekliyorum... Azarailimin kapımı çalmasını bekliyorum... "Ben Azrailinim vaktin geldii seni alcağım bu fani dünyadan" demesini bekliyorum... Benim cvbım ise çoktan belli.. Hazırım gidelim... Kefenim bilee  yıllar önceden hazırr.. Yeter kii... Azrail kapımı çaLsın..!!!
 
 
 
Öykünün yaprakları aralanıyor…
Odamı aydınlatan gün ışığı kollarını çekiyor duvarlardan.
Tüm kapılar kapanıyor. Dört duvar içerisinde karanlık ile yüz yüze kalıyorum yine. Çıkış kapısı yok artık. Belki de yolun sonu gelmiştir.
Kaçmıştım hep… İleride bir yerde kurtuluşa ulaşacağımı düşünmüştüm. Sanırım yanılmıştım. Belki de başladığım yerdeyim, belki de kendi eksenimde dönmekten başka bir şey yapmıyordum. Karanlık belki izimi kaybedebiliyordu ancak bunun yanında yönümü bulmama da engel oluyordu. Bu hiç değişmedi. Başladığım yerdeyim çünkü.
Koşmuştum… Hep uzaklara, daha uzaklara… Ayaklarımın yeryüzü ile temasında oluşan ses dalgalarını dahi duymak rahatsız ediyordu. Hiçbir ses duymak istemiyordum. Hiçbir yüz görmek istemiyordum. Belki de canlılık belirtisi olan hiçbir yerde bulunmak istemiyordum. Bazen yorganımın altında bir fener ile aydınlatıyordum kendimi. Bu beni rahatlatıyordu, her şeyden uzak hissediyordum kendimi. Ama yalnız…
Dış yaşam beni içine çekiyordu sanki. Büyük bir okyanusta bir hortumdan farksızdı. Sanki tüm insanlar bana bakıyor. Onların gözlerine bakamıyorum. Biliyorum gözleri bende. Etime saplı kancaları ile her bir yerimden çekiyorlar. Kaçıyorum. Issız yerler bulmalıyım.
Yine odamdayım. Sanki duvarlar bana bir şeyler fısıldıyor. Ama duymak istemiyorum. Gözlerimi kapıyorum açmak istemiyorum. Her yer karanlık. Ses dalgalarını algılamamak için ellerim yeterli olmuyor. Duymamalıyım. Görmemeliyim. Sanki beni ele geçiriyorlar. Kurtuluşun olmadığını fısıldıyorlar. Ama diretiyorum.
Her direnişte bir hayal perdesi aralanıyor. Uzaklaşıyorum yaşamdan. İstediğim gibi yaşayabildiğim, istediğim rolü oynayabildiğim bir öyküde buluyorum kendimi. Evet yüzüm gülüyor, aynaya baktığımda gülümseyebiliyorum. İstediğim yere gidiyor, istediğim her şeyi alabiliyor ve istediğim insanla birlikte olabiliyorum. Hikayenin yapraklarını çevirmek istemiyorum. Hayır hep aynı sayfa kalsın. Hep aynı karede yaşamak istiyorum.
Ancak okuyucu değiştiriyor sayfayı. Gözlerimi açıyorum. Eksenimi çevreleyen duvarlar ile karşılaşıyorum tekrardan. Bir damla dökülüyor gözlerimden. Kendimi bir boşlukta gibi hissediyorum. Gülümseyen mimikler bir anda kayboluyor. Sanki bir şey kopuyor benden rüzgarda bir yönden diğer yöne uzaklaşıyor benden. Kayboluyorum. Savruluyorum bir yapraktan farksız bir durumda. Pusulam yok. Yaşamıma ben yön vermiyorum.
Sanırım en iyi beklemek. İlerledikçe bir yere ulaşamadığımı fark ediyorum. Şimdi yüzüne bakamadığım insanlardan yardım eli uzatmalarını bekliyorum. Sabit bir biçimde duruyorum. Yaşamımdan binlerce yüz geçiyor. Bu sefer korkusuz bir biçimde bakıyorum gözlerinin içine. Ancak hiç biri bakmıyor, gözlerini kaçırıyorlar sanki benden. Simsiyah bir sayfada beyaz bir nokta gibiyim.
Kapı aralanıyor ve ben en alt kattayım. Kimse yok artık. Ne gözlerini benden kaçıran insanlar ne de benim kaçtığım her şey. Evet yine odamdayım, yine dört duvar, yine karanlık. Çıkış yoktu. Evet biliyordum. Tamamen bir boşluktayım. Kimsesiz, yalnız…
Ve içimde yaşama söyleyebileceğim tek sözümü dudaklarımın arasından dökemiyorum. Sadece düşünerek ‘’Sana söylüyorum; beni bir boşlukta bırakacaksan kapat kitabı, bitir hikayemi.’’





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Mesajınız:
Bugün 15 ziyaretçi (54 klik) kişi burdaydı!

GOOGLE INDEX YAPMIŞ SEOMUZ AÇILMISTIR HERKEZE İİ EGLENCELER


Get your own Chat Box! Go Large!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=